-e.f.e. için-
(derin saygılarımla)
1.bölüm.
Nebileyim!
Sana geleyim dedim...
Nerelerdeydin... kimlerleydin... bilmiyordum: hatta yüzünü bile göremediğim bir
zamansızlığımdın. Yoksulmuydun... Hastalıktan suların mı kilitleniyordu?
Kokunda konaklayan köpeklerin cinsi neydi? Açmıydın? Dudakların kuru bir
çöl çalısıylamı kanıyordu? Sesinin tutunduğu ezgiler hangi duvarlardan
kabarıyordu ayaklarının dibine? Saçlarını buklelimi severdim, yoksa
düz mü? Dağların başına buyruk bulutların ağırlığıylamı azalmıştı dizlerin...
Şehrin sıska labirenttinde hangi betonarmenin göbeği soyuyuyordu gözlerinin
kabuğunu? Bilmiyordum...yaşadıklarından bir haber, rüzgarlarımın depremiyle
oyalannıyordum ...
Nebileyim!
Sana geleyim dedim...
Hani olurya, yağmurlar ezilir çöplükleri toplarken.
düş-tür bu...
Kapılar ardına kadar açıktır ansızın giriverirsin içeri.
düş-tür bu...
Önce bakışlarını misafir ettiğim: yüreğimin pası ayaklanır içimde. Sonra türlü
renklerden oluşan bir tebessüm: dokunmatik duyarlılığına hissedar arar.
Hissedar kesin düş-tür bilirsin ...
İnsan bedeninin hiç üşümeyeni tırnaklarıdır. Nedendir bilmem ilk onun etrafı
donar, çözemezsin kangren olur. Bu dünya büyük bir tırnak sanki. Yaşamsa
tamamen onun etrafında donan bir kangren gibi çürümüş ve kokuşmuştur.
Ben suların yanlış akmasından korkarım kırk yıldır, çözemedim sebebini,
belkide gözlerimde taşıdığım sokak ısırığının izleriden hatıradır bu korku.
Canımı cehenneme banan bir ayrılıktır belkide bütün yaşadıklarımız .
Hadi gidelim demeliyim, ve sen mutlaka gülüşünüde almalısın yanına.
Nedir benim bu hayalin hakikatına devrilişim. Sesimi su sanıp avuçlarımla
kuraklığına uzatışım. Sorduğum sorulara doğru çekip giderken, esintilerimin
kelimelerime öykünmesi nedir.
Dağılsam yaralarındaki yanılmışlıkların tezlerine doğru...
Ne bileyim!
Sana geleyim dedim...
Nasıl anlatsam yoğunluğumun ifadesini. Nerdeyim, kimim, kimsin. Korkularını
yemlesem uçmasan, alışsan bahçemin tohumlarına. Kanat seslerini kalp atışlarımla
kırsam unutsan uçmayı.
Ortadan ikiye ayrılmış bir fidanın tedirginliğiyle, hiç bir şey yapamamanın
tomurcukları gibiyim şu an. Bir kaç gün sonra gözeneklerimden patlayacağım ama,
büyüyememenin eksikliğini duymak kahrediyor diyalektiğimin içselliğini.
Duymak bütünüyle dış dünyanın işidir .
Ben içimde duydum bakışlarında eskiyenleri. Kiminin kollarının çivisi çıkmıştı, bir gardrop gibi
gıcırdıyordu gözlerinin iki yakasında. Ötekisi bir kapı tamir eder gibi kalbinin akıllı vidasını
itekliyordu geleceğe.Bir diğeri saçma sapan vucudunu konuşturuyordu gergedanlarla.
Öbürüsü zamanının iskeletini kuruyordu bedeninin kemikleriyle.
Ahhh...
Şimdilerde bir evrağın lot doğurganlığını kim kapacak diye, iştah açıcı bir grafik çizerek,
ve metre karemin kesişme noktasının durağında, alan ölçülerimi alt yazı olarak
koşturuyorum tabelalarda.
Korkunun çekilişi vardır bilirmisin... Hızlı nefeslerin ardından: ruhundaki en kılcal yerlerinden
bir yılan gibi soğuyarak terkedip çıkar bedeni.
Düş-müdür bu?
Ne bileyim!
Sana geleyim dedim...
İnsan korkularından medet umar mı?
İnsan yaşamdan medet umar hale gelmiştir... neden?
Hani bir menekşe kente girince bütün betonlar terbiyesizleşirya, rengine bütün kentleri
yasaklamak istiyorum. Olaki morluklar oluşur diye teninde: betonlara yakın yürümeni
istemiyorum.
Geçenlerde bir sur'undibinde iki büklüm bir menekşe gördüm. Oturdum yanına biraz
sohbet ettim. Senden bahsettim gözleri büyümeye başladı birden menekşenin.
Neden burdasın diye sordum! NEDEN. Şimdi bolu dağlarının eteklerinde çamların
sarhoş kokuları arasında güzelleşmek varken ne işin var senin burada. Bu şehrin zehir
zıkkım bedeninin arasına neden sızdın. Menekşe hafifçe başını kaldırıp sorduğum
soruya baktı. Sorum yere oturmuştu. Hafifçe esen esintinin gücüyle toparlayıp
kendini konuşmaya başladı menekşe. Sen şu an sadece bir sorusun dedi: ben
rüyalarımı tamamlayıncaya kadar burdayım diye açıklamaya başlasam, bir başka soru
doğuracaksın bedeninden. En iyisi sen çek git, tamamen soru olduğunda
neden olduğunu öğreneceksin dedi menekşe, sorum elini yüzünden çekip
tekrar dilime yapışmıştı.
Ne bileyim!
Sana geleyim dedim...
Acılarını içmek için ağzımı boşaltmam gerekti...
Bir ara gözlerine ağzımı dayasam mı diye düşündüm...
Kuraklığım öyle seslenmişti çünkü çölleşen ruhuma...
Mustafa Yeşilkaya
degism_mustafa@hotmail.com
GİT
Yüreğimdeki sana olan sevginin büyüklüğünü bile bile,
Beni böyle zamansız terk edip gidebileceksen eğer,
Gitmek,senin için bu kadar basitse,
Git terk et beni…
Ellerini ilk tuttuğumda hissettiğim,
Belki de sana aşık olmamın tek nedeni,
Gerçek sandığım sevgin yalansa,
Git mahvet beni...
Her geçen gün biraz daha bağlandığım,
Yüreğimdeki sevginin,
Gerçek sahibi sandığım sensen eğer,
Git pişman et beni…
Benim seni sevdiğim gibi,
Sen beni hiçbir zaman sevmediysen,
Yanımdayken mutlu olduğunu sandığımda,
Mutluluk nedir bilmediysen,
Git ne olur,kendini daha fazla sevdirmeden
Git ne olur,kendinden daha fazla nefret ettirmeden…
yazar...Ben
turgut uyar öldüğünde hepimiz işsiz kaldık..
MAYIS SIKINTISI
Mayıs!
Yağmur yağıyor
Islanıyor düşlerim
Yalın ayak koşuyorum
ve fakat alnımdan süzülen damlalar değil;
terim.
Korkuyorum,
Çünkü yağmur yağıyor
ve çünkü ıslanıyor düşlerim.
Sahipsiz bir kulübe görüyorum
Tedirgin bir edayla giriyorum içeri
ve bir köşeye siniyorum
ve sineye çekiyorum, yağmuru.
Sabah!
serçelerin sesini bastıran bir tahtakurusu sesine uyanıyorum.
Yağmur dinmiş..
Düşlerimi ısıtacak bir güneş arıyorum.
Yaralarım sızlıyor..
Yağmur dinmiş ve fakat ben korkuyorum
Çünkü biliyorum;
"kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda "..
BEN ŞAİR DEGİLİM
Bahriye nazırı iken babam
Elma ile armut toplardı ellerim
Ne tekmil takardım ne tüfenk
Şeftali ağacının ince dalında
Asumana değsin diye başım
İlle de göğe doğru zıplarken
Rahat bırakmazdı dadım
Düşlerim küçüldükçe büyüdüm
Ellerimdeki elma armut lekesi
Göğe doğru uçtu sanki
İlmik ilmik yumağım çözüldü birden
Leyla sevdim,Mecnun oldum
İlle de yazdılar adımı
Mezar taşıma..
SANA BAKMAK
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır..
YILMAZ ERDOĞAN..
Türkiye’de istanbul ne ise
istanbul’da gece ne ise
gecede yürümek ne ise,
yürürken düşünmek ne ise,
seni unutamamacasina düşünmek ne ise,
unutamamanin anlami ne ise,
seni sevmek ne ise,
saklayayimmi yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise.
herneyse.
Hani bazen olur ya tarifsiz birşeyler içimde ,
işte öyle zamanlardayım.
Dalıp gidiyorum arada bir.
Ama hep buradayım.
...
Tarifsiz dalmalar, gitmeler ,kaybolmalar...
Kendime hakim olamıyorum nedense bugünlerde başka bir yerdeyim
başka bir gözde,
Belkide başka bir hayalde....
Black Metal
Şehir dışında,köhne
bir barakada
yaşıyordum:
Kapıkomşum
-İfrit-
her akşam
gümüş,
-soprano-
bir tepsinin
tam ortasın
a sunduğu
-primadonna-
ve hemen
yanına
iliştirdiği
-istavroz-
Konuyla hiç bir
bağı
olmayan
-fresk-
diazem figürleriyle
çalıyordu kapımı
-çirkef-
Ölümün vucuda
yaptığı
-afrodizyak-
etki
dışında
-felç-
boş bir kutu,
-apse-
ve kısa
metrajlı
bir not efekti!
Tanrı
-intihar-
etmişti
tanrı..
İntihar,
İfrit,
Uluer Oksal Tiryaki
Part-Tıme
izdivaç ve mecra; süzülmekteydi sunağım.ızbandut
dudaklarınızdan sinsi.bir böcektiniz siz.henüz
tamamlayamamıştınız evriminizi.Aşırı sinektiniz.fayans
aralığından başlıyordu ininize uzayan müstakil.patika
giyotin telaşlarınız eşliğinde müşterek rahminizden
platonik ensenize dek genişleyen.büyük: [Rok]
istisna; duyarga ve nokta Balzac damarlarınızda
pıhtılaşmış adrenalinizdim Part-Time! çöp ve
mecra.cenin ve mecra ve sarılmaktaydı intiharım
puşt bir engerek gibi kırsal bileğinize.Kofti
böcektiniz siz.henüz simetrik bir istisnaydı ensem
ensenize; Tırıs çoğunlukla karıncaydınız ibne
atmosferinize yansıyan.naif: [Mat]
yara ve mecra.ses ve mecra:hastalıklı gövdeniz
bir içsavaşta buruk bir içsavaştı istirahatte pekala
süzülmekteydi sunağım ızbandut dudaklarınızdan.engerek
ve sokulmaktaydı girdabınız piç bir ceset gibi girdabıma: [Fu]
..........................................................................
..........................................................................
13 Ekim 06
Uluer Oksal Tiryaki
sevdaya yer olmalı gönüllerde
gizlenmemeli aşklar
bir tutam sevgi aldıysak eğer bırakmamalıyız peşini
sevdanın götürdüğü yere gitmeliyiz
anmalıyız sevdayı
Sen Vurdunda Ben Ölmedimi?
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
YOKLUĞUNDA NE ATEŞLERİ HASRETİNLE YAKTIMDA
BİR SENİ YAKAMADIM, BENİ YAKTIĞIN GİBİ
ÇÖLDE SU, MAPHUSTA GÜN, ORUÇTA EKMEK GİBİ BEKLEDİM SENİ
SENSE ARAYA KORKULAR KOYDUN...
ŞİMDİ NERDESİN DİYE SORMA
SEN ÇAĞIRDIN DA BEN GELMEDİM Mİ?
SEN VARKEN DARILMAZDIM ÇİÇEKSİZ BAHARLARA,
YAĞMURLU HAVALARA... BU KASVETLİ AKŞAMLARA
SEN VARKEN
BAKIP İÇLENMEZDİM TREN İSTASYONLARINA
OTOBÜS DURAKLARINA...
SEN VARKEN AYRILIKLARA AĞLAMAZDIM...
YIKILMAZDIM BİTEN SEVDALARIN ARDINDAN
GİDENLERE KIZMAZDIM
KALANLARA ACIMAZDIM...
SEN VARKEN BÖYLE ÜŞÜMEZDİM-TİTEMEZDİM
MASUMDUM, ÇOCUKLAR GİBİ
BÖYLE DELİRMEZDİM-KÜFERTMEZDİM...
HELE ÖLMEYİ HİÇ DÜŞÜNMEZDİM.
ŞİMDİ SORUYORUM SANA
ADI SEVDAYSA BU CEHENNEMİN
SEN YAKTINDA BEN YANMADIM MI?
ŞİMDİ UFUKTA KAYBOLDUĞUN YERE BAKIP
BİLDİĞİN BÜTÜN UYKUSUZ ŞİİRLERİ SÖYLÜYORUM
GÖZLERİM ISLAK -KİRPİKLERİM ISLAK
NİYE AĞLIYORSUN DİYE SAKIN SORMA
SEN İSTEDİN DE BEN GÜLMEDİM Mİ?
BİLİYORSUN
BÜTÜN ACILARINA "YEŞİL IŞIKLAR" YAKTIM OLMADI
BÜTÜN KORKULARINA "ARKA ÇIKTIM" OLMADI
DAĞLARA MERDİVEN DAYADIM OLMADI.
SEVDİM OLMADI- YANDIM OLMADI-TAPTIM OLMADI
ARTIK BENDEN PES
BU AŞKIN BİLETİNİ İSTEDİĞİN GİBİ KES
NASILSA GİDİYORSUN
BİLİYORUM GİT...
AMA
ARDINDA AĞLAYAN ÇİFT GÖZ
PARAMPARÇA BİR YÜREK
VE YIKILMIŞ BİR DAĞ GÖRMEK İSTEMİYORSAN
ÇEK SİLAHINI DAYA SIRTIMA
TİTRERSEM NAMERDİM...
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
atilla ilhan
NOKTA NOKTAM
Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım
Beni anlatmış sana ve sen ona
"Unuttum artık onu" demişsin.
Hem bu sözü gülerek,
Medar-ı iftihar ile söylemişsin.
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Çünkü unutmak için
önce unutulmak gerek
Oysaki sen,
Hala bende esen,
Eski kavak yelisin.
Unutamazsın...
Kan değil, tüküremezsin,
Ruj değil, silemezsin
Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım
İki heceli erkek adımı
Unutamazsın Nokta Noktam
Unutamazsın!
Seninle biz, hala bir kabukta
İki badem içi gibiyiz.
Baharsın; kokacaksın
Güneşsin; yakacaksın.
Sabah yatağım kadar rüya dolu
Sabah yatağım kadar sıcaksın
Unutamam
Unutamazsın!
Şimdilik bu kadar.
Öbür mektubuma daha diyeceklerim var
Darılma bana, gücenme sakın
Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan
Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam
Ankara'da bahar, veriminde toprak ana
Aylar var ki sana tek satır yazamadım
Oysaki şimdi mevsim bahar
Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var
Artık yazmalıyım.
Takvime baktım bu sabah,
ayrılalı beş ay olmuş.
Düşün ki Nokta Noktam
Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder.
Bunca uzun ayrılıksa;
İnan bana Nokta Noktam
İnsanı, her şeye küskün eder.
İnan bana... Dargınlığım herkese
Ve tek hasretim sana
Düşünüyorum...
Âşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum.
Bu yolun sağında yükselen
Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen
Bahçesinde iri yedi veren,
kayısı gülleri açan evi düşünüyorum.
Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı
Ablan yanımda çorapsız gezerdi,
Başörtüsüz annen.
Düşünüyorum... Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur" derdi.
Bahar başladı Nokta Noktam.
Ankara'da bahar,
Gönül ufkunda yağmur bulutları
Cennet olsa artik sevmiyorum
Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmi dört baharın en güzel süsü!
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey ilkyaz akşamları kadar güzel çocuk!
Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası!
Ölümsüz bir yolculuk yaratan
Sen; ey çıplak bir hançer gibi!
Boylu boyunca gönlümde yatan
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Son mektubunda söz verdin
Tut diyorsun, unuttum
Unut diyorsun, unutmak mı???
Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç?
Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç?
Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü!
Sen; ey her şeyim olan her şey!
Bu gece Yılbaşı...
Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam
Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar
Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar...
Bu gece yılbaşı.
Bilirsin ki Nokta Noktam
Yılbaşında hesaplanır
Çoğu zaman insanların yaşı.
Bu gece yılbaşı...
Tokmaklarında yirmi dört hece
Eğilip üstüme sessizce
Şehrin kule saati
Bilir misin Nokta Noktam?
Bilir misin, bilir misin ne dedi?
"Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi."
Ve bir el saçlarımdan tutarak
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları komşu plakta.
Ne de kıvrak bu vals havası
Başladı yine gönlümün
On yıl evvel ki kanaması
Ne günlerdi o günler cancağızım
Ne günlerdi...
Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde
Başı duman duman bir kız.
Ben, yirmi üstünde
Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı
Ölesiye bir şair, ölesiye bir delikanlı.
Ne çabuk geçti zaman.
Hey gidi Dünya hey...
Bu gece yılbaşı
Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim.
Bartın'da bahar.
Elimle yapmışım
"asma köprüsünden" Kocanaz deresi
Sağda, ortaokul
Okulda, çocukların sesi.
"Çakır beylerin" elma bahçesi.
Derede kayık, dümende ben.
Küreklerde sen.
Hava berrak, hava ılık
Hava temiz
Ve sularda sarmaşan gölgemiz
Bu gece yılbaşı, başkent ayakta
Çalınan Tuna dalgaları değil artık
komşu plakta.
Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta.
Dışarıda kar yağıyor.
Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi
Eski hatıralar...
Riza Polat Akkoyunlu
Tarantella
buz gibi soğudum kendimden.O gece
kül tablasında [felsefi bir izmarit] gibi
yanarak dibine düşen:Düşes!
soludum hep kendi mor tenimi.soludum
soft tetanoz tadında soğuk ve salt
kesiklerden oluşan ahşap gövdemi!
gövdem:
uzun metrajlı bir intihara ucu z bir
prova niteliği!
gövdem:
kırsal kesminde doğa'nın
dışbükey bir aşk tabiatı!
hayır istemiyorum bilmeni[Tarantella]
bakışlarını al ve çık menzilimden!
egolarını,legolarını al ve daya tetiği
şakağıma!
ki
tek böcek kalmasın bakışlarınızda!
gövdem:
ısrarla zoraki bir intihara pla-tonik
bir imza kampanyası!
gövdem! [uyarıyorum seni]!
girme daha fazla kendimle arama!
24/30.11.06
Uluer Oksal Tiryaki
dağınık bir masa
masa masada küller
hayat bir izmarit daha söndürmüş yokluğuna
ağlamak sade kalmış hıçkırıklarınardında
uzaklarda bir melodi sönmüş
ömür kanrevan
'şiir, şairim diyenlerin hezeyanıdır.'
Şiir, mumdan kayıklarla ateş denizini geçmek gibidir.
Şeyh Galip
şiirmiş
sinek sindirimi sadece
kağıt tabaklara kusup
beslenmek...
G i R k !
tütün sarısı bir ışık
yansıyordu odamın duvarına
tozlu bir avizeden
ben yatağıma uzanmış yudumlarken biramı
ve kulağımda şarkısı
siya siyabend'in
"korkunç acılardan geçtim
rüzgarlara hüznü emzirdim
karıştım o dönülmez kavgalara
sevda emzirdim sulara"
sıfır noktasında;
nabız sıfır,
dünya durmuş,
bira ve çerez donuk.
karşımda sarıyla karışık
beyaz duvar ve bir kahverengi
ve sade(ce) hayat
"geceyi yırttım şafaktı."
2,3,8 sevki
DOSTUMSUN
Sen olduğun günlerde
Dört yanım tekindi
Asiydi saçlarım,
Tutmaya cesaretin yetmezdi
Konuşmadığımız bir şey kalmıştı
Ankara’da ki o sonbahar gecesinde,
Belki hatırlamazsın
Ama unutmamışsındır,
Hasret ezberletmişlerdi
Kederden geberene dek ikimize de
Gürültülü gençliğimizin en demli günleriydi
Sana yakışanda ki vedasız çekip gittin
Bana yakışandı ki
Geriye dönüp seni beklemedim.
Yıllar geçti
Eski bir dostumuzdan aldım haberini
‘hiç değişmedi, bıraktığın gibi ‘dedi.
Bir yanım sevindi hala tek kişiymişsin.
Bir yanımsa serçe gibi üşüdü
Hala kahrolası üçlemede
Ezberletilen hasretteymişsin
Tam beş yıl sonra
Görmek vardı seni
Dokunmak vardı
Hissetmek…
DOST Kitapevinin önüne verdin randevuyu.
Gitmedim,
Çünkü orada asi saçlarımdan asmışları beni
Bekleyemezdim
Hala oradaki darağacının gölgesinde seni,
DOSTUMDUN ÖYLE KAL
doga berfin
seni seven
ya şair olur
ya deli
ben hangisi oldum
söyle sevgili
şiir hakkında çooook konuşurum. bir bir birimizden yeni şeyler öğreniriz.
ama şu an bir duyuruda bulunarak merhaba diyeyim.
aslı durak şiir dinletisi 24 şubat pazar saat 15- 17 arası beyoğlu ayhan ışık sok. no:& kat 2 sıla alternatif cafede.
sizce şiir nedir? neyin çağrışımını yapar? ve hangi türde yazılan şiirlerden hoşlanırsın,
bir platform oluşturmak iyisi bence!
E L B İ S E
masum duygularını destursuz,
döktün kıraç topraklara,
köklerine indin çiçeksiz sevdaların,
ateşine yabancı kaynamış sular,
sevgini derinlerde eritti.
kederli çıktın yüzeyine
vurdun ayaklarını döküldü yüzü sevdanın,
yanına öfkeyle vardın, hayal kırığı gülünün,
zarif dikenleri mızraklara dönmüştü,
yaprak yaprak büsbütün
ellerini bırakmıştı güneşin, küsmüştü,
dal budak
kendini kendine kapattın sende,
kalbinin bütün bitki örtüsünü yaktın.
kancası kasvetinin ,
alır götürür boşluğun dibini,
bozar yeminlerimi mehtap,
renkli günleri mazinin;
çiçek çiçek susturur ,
bendeki yüzünün kış güneşlerini .
ince kelpeteni bakışlarının ;
söker aklımın ucundan
sensiz kalma çarelerimi .
sen bu zengin kalkışını yaparak kalbimden ,
yeni fakirliğini gönlünün , beyan ettin !
durdukça duramaz böyle yüzün
yalnızlığın kanında ,
bir gün düşer
bir gün ;
acısız gelirsin
acının alnında !
duyarsın ayak sesinde sesimdir gelen gecenin ;
yaklaşır ay ışığından ;
akar sevdamızın külleriyle büyürken yüzüm,
ay ışığından yüzüm ,
düşer gönlünün çatısına
ateş kanatlı martılar konarken akın akın,
bensizlik siyahındadır duvarları odanın,
duyarsın, ayak sesinde sesimdir gece,
gözlerinde pişmanlığın yarası,
bakışların ölümle yaşam arası,
boşluklar,keder yüklü,ışıklar kördüğüm ;
aynı sema değildir gördüğün.
kalır birer el bize anılar ,
bulursun çırılçıplak bir çöl yokluğu ; bizden gizli
teker teker soyunmuştur her bizli hülyâsını her yıldız ! bizden izli
ne denizler mavili , ne maviler denizli
ne ışıklar yıldızlı , ne yıldızlar ışıklıdır !
bakarsın birinden bile uzanan yoktur bir el bize ,
ipekli bir hüzün giydirir karanlık sana ;
yakışır bu e l b i s e !
sevgi ve saygılar
herkese
K.Çağlar
Tay Dergisi/2006
Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin".
Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.
Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,
Biz, yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.
Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için heryerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.
Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.
Geçemeyeceğin köprüleri,
düşleyemeyeceğin mavileri
sende korkaklığı sevdim.
Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin.
Korhan ABAY