|
şiir (devamı) |
hani derler ya birtanem ben sensiz yaşayamam diye... işte ben onlardan değilim. ben sensizde yaşarım. ama senle ; bir BAŞKA...
benim tüm farkındalaştığım bu hayatın içinde kalan tüm hislere binlerce teşekkür ederim. bunun adı: şiir.....
Sana Gel Demek / 3
yumruk sıkmak / kavga vermektir / sana gel demek...
İmdat Özcan
Sıkıca bir parka giymektir
Sana gel demek
Soğuk kuytular inadına
Yumruk sıkmak
Kavga vermektir
Kime , neye , neden , niçin
Sualler takılı kalırken gökyüzünde
Gözü kapalı adımlar atmak
Namlu namlu vurulmak
Ölümsüzlük şarabını kanmaktır
Yağmurları ıslatmaktır
Sana gel demek
Yağmur sineye düşende gel...
Yürek hayta hayta çoşanda gel...
Nikotinsiz geceleri aşındırmaktır
Sana gel demek
Pranga tutsaklığına başkaldırı
İsyanın i - sidir sana gel demek
Sevdanın tamamı
Köz körüklemek
Yangın yeri acıları boğmaktır
Yangınım İstanbul ‘u saranda gel...
İstanbul yangınıma gül verende gel...
Uykularım bölük pörçük
En hayırlı rüyalara dalmaktır
Sana gel demek
Kucaklamak bütün çocuklarını dünyanın
Irgat teri akması ak alından
Bahar vuslatıdır
Gül yüzün geceme değende gel...
Gülmeler kurşun olup yağanda gel...
Bir harf bir insanın bütün hayatı olmuşsa ; o kişi aşkı tanımıştır, görmüştür ve "aşk" olmuştur.
YÖN
Sen bana bakma,
Ben senin baktığın yönde olurum.
Özdemir ASAF
BİLİR MİSİN?
Bir heykel yanlızlığında, park içinde
Seni düşünmek sabaha kadar
Seni sevmek sırılsıklam, kış ortası
Ve beklemek sonsuzluğunda "Şeb-i Yelda" nın
Ne demektir, bilir misin?
Uyku tutmaz gözümü ey güzel gözlü çocuk
Karanlığa çivili göz kapaklarım.
Yüze kadar değil, binleri saysam, hepsi de boş!
Yeni çarmıha gerilmiş İsa gibiyim.
Bütün merkezlerinde beynimin, tel tel,
Rüzgarlarda sallanır durur, telgraf direkleri.
Uzaydan bile haber beklemek senden
- Karanlıkta sarı noktalar uçuşup, pul pul,
Birer sinyal gibi Mars' tan, Venüs'ten -
Ne demektir, bilir misin?
Gel artık hangi paralelindeysen yeryüzünün
Seni getirsin süpersonik jet uçakları
İskambil kağıtları gibi devrilsin mesafeler
Ve sen, dudaklarında o canım gülüşlerin
Hele bir gel... Sensizlik ölürcesine
NE DEMEKTİR, BİLİR MİSİN?
Nevzat YALÇIN
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Necip Fazıl KISAKÜREK
oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik
Cemal SÜREYA
Hani insan bazen ne ileri, ne geri tek bir adım atamaz ya..Birini yanında tutmayı bilmez ama onun yokluğunu da istemez.Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak için mücadele etmez.'Bağlanmaya cesaret edemez ama ondan tamamen kopmayı da beceremez'.Ne sevilmekten vazgeçer, ne sevmeyi bilir..Hani çok sonra zaman geçer savrulurlar ya,O zaman dökülür dudaklardan, itiraf edercesine; “Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim.."
can dündar
Attan inip eşşeğe binmek gibiydi sana binmek.
inmeside kolay oldu,zaten zordu attan inmek...
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Sylvia Plath
Karanlık oda
Masanın üzerinde bir gece lambası..
Açık kalmış eski kitaplar..Sararmış yapraklarının kokusu odada..
Ve nefesimin sessizliği..
ver yansın etsekte zamana-tutsaktır,süngüleri çekilmiştir yüreklerin-esarete kapılsada hayaller, aşktır şarab-ı Hayyam misali içinde esir eden renkleri olan-işte tamda bu zamanın döngüsüz anında, yazmaya druyor yürek sana-kanrevan da olsa, yolcudur, alıkonulmaz yolhanlarında-unutmaki zaman benden yana olmasa da yolhanlarında yolculuklarımın ardından kalan tüm herşeyimi bırakıyorum, sen bakabilesin diye aynanın gözlerindeki meleklerine yada saçlarından düşün alev tumurcuklarına sarılan sessizliğimi....
.........
Uzun zaman oldu biliyorum seni görmeyeli. Çocukluğumun yüz üstü devrildiği mekânlardasın. Seni görmek için çırılçıplak soyuluyor kimliğim ve sonu hüsran kavgalara tutuşasım geliyor her seferinde. Korkuyorum aslında. Sana dokunmak için deryanın dalgası olasım geliyor, dokunamıyorum ve rutubet oluyor, tenine işliyor, zehirliyorum seni. Parmaklıklarına dokunsam potin izi kalıyor yüzümde. Ne aşılması zor mekânlardasın!
Zamanın mekânda, mekanın zamanda silikleştiği vurdum duymaz bir savaşın kıyısındayız şimdilerde. Kimin kimi vurduğu, kimin kimi gömdüğü, kimin kime hakkını helal ettiği, kimin kime dua-beddua ettiğini bilinmez oldu. Top atışlarındayım şimdi yüreğinin. Her soluklanışımda vuruluyorum, her vurulduğumda soluklanıyorum çatışmalarında bu savaşın. “Bugün de vurulmadım” diyemiyorum sonbaharın ayrılma saatleri çaldığında. Veda zamanı gelmişse yiğidin, varsın yolu açık olsun!
Masal değil biliyorum yaşadıklarımız ve düş değil gördüklerimiz. Gerçeğin kendisine ihanet ettiği bir mekândasın, zaman ise kendi döngüsünde döne döne sarhoş oluyor. Saatlerim hep seni gösteriyor gözleri bağlı. Prometheus olup çalamıyorum seni yüreğimin ateşi, beni bile yakıyorsun. Siluetinin perspektifini çiziyorum resim defterime ve sana gelen yollar o kadar uzun oluyor ki; çizgilerinde kayboluyorsun beyazın. Zaman sende, sen zamanda esir ve tüm esaret melodilerini, küfürlerini diziyorum şimdilerde, son bulsun diye esir düşen düşlemelerim, düşlerimdeki sen, sendeki ben, bendeki ülke..
Veda zamanı geldiğinde sen uçurum ol ve tüm zamanlar intihar etsin kayalıklarında gözlerinin. Soluduğun havada bir nefes olup ölümün, o an sen de kalayım, sen de öleyim. Hala mekânların, zamanların soluk benzinde senin resmini çiziyorum esaretinin tuvaline. Ne zor imiş sana kahrolası umutlar beslemek, senin yalnızlığını düşünmek, yalnızlığına yol almak. Çocukluğumun yüzüstü devrildiği mekanlar yıkılın, ben geldim, sana geldim, kimliksiz boş bir kağıt parçasıyla. Elimdeki beyaza adını yaz özgürlüğümün, kendi yalnızlığını hecele ve vurgula beni .
kursakta kalan bir çok tutkuyu kusacak bir öykü istiyorum. çok şey değil merak etme,
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Piç bir sevdaya kurban
Kutsal kalemin akıttığı
Şerrrefsiz bir adört bu hayat…
Mürrrekkep şişesinden
Ana rahmine kadar
Şarhoş bir fahişenin yüreğinde yaşat beni!!!!
Yasla başımı göğüslerine
Sonra ağlasın gece
Emzirilmemiş her yalanına
Kahpe bir tebessüm gibi düş
Her sabah
Diş fırçana sıktığın macun gibi
Tükür beni geçmişinden…
YAVAN YÜZLER
' Yağmuruna uyandığımın İstanbul'u, toprağın bugün Rize'm kokuyor.'
Açtığımda güne gözümü
çoktan ıslatmıştı altını bulutlar
ve oluk oluktu kaldırımlar.
Bir telaş halinde herkes
Mal kaçırırcasına yangından
kaçıyorlar yağmurdan.
Diller aman,
diller yaman.
Bereket yağdığına bin pişman.
Yüzlerde teselli kabul görmeyen asıklık
ve dünden devretmiş
bıkkınlık kokan hasta kağıtları.
Günü yırtan sesler sahibini arıyor.
Vapurlar suskun
Etkilemiyor martı çığlıkları.
Yedi tepesinin ıslandı diye kâkülü saçına mı küsmeli İstanbul ?
Ulan biriniz gülün be!
Canına yandığımın insanları!
Tebessümünüze bile râzı İstanbul.
-md-
Merhaba ben Funda Yanar;
Bu sanal dünya da iki yıldır hiç aksatmadan dul bir kadın sesi olarak yaşama dair penceremden seslenmekteyim.
Benim blog sayfamda içeriği dopdolu bir dergisi kıvamında her gün özenle seçtiğim haberi, makaleri, ilginç yazıları, siirleri, müzikleri, mizah, kadın sağlık, magazin olaylarını, edebiyat ve sinema eserleri hakkındaki yazıları ve yorumları okuyucularımla paylaşmaktayım.
Simdi sen de benim bir okuyucum olur musun ?
Dul Bir Kadının Sesi : www.fundayanar.com
aşkın sonunda bir yol
sen baktıgında bir çöl
sen sonsuzda bir dal
uzanmazki bu kol
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
...Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birdenbire karışır
Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar
Ataol BEHRAMOĞLU
derinlerde saklı tutulmuş kayıp sevinçlerini getirdim sana
söndüremediğin mumların kokusunda türküler derledim
Aze! Gün batımı kızıllığında sevdaya susan kadın
dağlardan inen soğuk sulardım
dost yanında kaldım, sıcağında demlendim
bir nefeslik sigaraysa gülüşlerimiz,
içine çek, söndüğünde yakmaya geldim
Mona Roza , siyah güller, ak güller ;
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak...
Kanadı kırık kuş merhamet ister ,
Ah, senin yüzünden kana batacak ,
Mona Roza , siyah güller, ak güller....